Akupunktur Nedir? Faydaları Nelerdir? Tedavisi Nasıl, Ne İçin Yapılır?

 

Akupunktur Nedir? Faydaları Nelerdir? Tedavisi Nasıl, Ne İçin Yapılır?Organizmada dengenin sağlanması esasına dayalı bir tedavi yöntemidir. Geleneksel Çin Tıbbı’nda önemli yeri vardır. Akupunktur; acus-iğne ve punctura-batırmak kelimelerinden meydana gelmiştir. Çince’ de meridyen anlamına gelen Chen Chiu ve Chinglo adı verilen, vücuda özel iğneler batırılarak tedavi ve hastalıklardan korunma sağlayan bir bilim dalıdır. Akupunktur artık tüm dünya tarafından kabul edilen çağdaş bir tedavi yöntemidir. Önceleri bilimselliği tartışılan bir konu iken, günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar sonucu pozitif bilimler arasında yerini almıştır.

Günümüzde akupunktur alternatif bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Çünkü ilaçlara karşı alerjik reaksiyonların ve organizmanın reaksiyonlarının artması, bazen de ilaçların tesir göstermemesi veya yan etkilerinin ortaya çıkması, ilaçları organizmanın kabul etmemesi gibi ilaçlara bağlı problemlerin ortaya çıkması çağdaş tıbbın temel problemlerini oluşturmaktadır. Bu problemler sebebiyle insanlarda ilaçlara karşı bir antipati oluşmuştur. Akupunkturun başlıca üstünlüklerinden birisi, bu problemlerin olmamasıdır. Akupunkturun esas özelliği, organizmanın dâhili imkanlarını seferber edip, dışarıdan organizmaya hiçbir madde almadan hastalığı tedavi etmesidir. 1896 yılında Taylor, beynin halen keşfedilmemiş bir eczane olduğunu söylemiştin Bugün bu eczaneden salgılanan maddeler araştırılmaktadır. Bu araştırmalar ise akupunktur ile modem tıbbın aynı doğrultuda olduğunu göstermektedir.

Günümüzde akupunktur araştırmalarında, uygulamada hangi noktalar hangi hastalıklar için sorusuna değil; kullanılan noktalar vücutta ne şekilde bir reaksiyon meydana getiriyor ki tedavide başarılı olunuyor, sorusuna cevap aranmaktadır. Akupunkturla tedaviyi, daha çok geleneksel tıbbi tedaviden netice alamayan hastalar tercih etmektedir. İngiltere’de Tüketiciler Birliği Dergisi “Whick”in yaptığı bir araştırmada akupunktur tedavisi alanları çoğunluğunun modem tıbbın çaresiz kaldığı vakalardan oluştuğu gösterilmiştir. Bu araştırmada akupunktur tedavisi sonucu iyiye gidiş oranı %75’e ulaşmıştır. Bu da tıp açısından oldukça yüksek bir rakamdır. Akupunkturun tesir mekanizmaları halen tam olarak tespit edilmiş değildir. Bu hususta birçok nazariyeler vardır. Ayrıca geleneksel tıpta tatbik olunan bazı metotların da tesir mekanizması ilmen tam olarak malum değildir.

 

Henüz uyku ilaçlarının tesir mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Buna rağmen bu metotların netice vermeleri onları yaratır. Çünkü bütün nazariyelerin kabul edilme şartı, gerçeklik, tecrübe ve ispattır. Pavlov’a göre “Gerçek karşısında herkes şapkasını çıkarmalıdır.” Akupunkturun üstün yönlerinden birisi de, bu metotla koruyucu tedavi yapılabilmesidir. Bilindiği gibi bütün hastalıklar, hastalık öncesi belirtilerle başlar. Bu müddet içerisinde insanda hangi hastalığın olduğunu pratik olarak tayin etmek mümkün değildir. Geleneksel tıpta ise hastalığın teşhisi tayin edildikten sonra tedaviye başlanır, bu da onun tedavisini zorlaştırır. Hekimlerce malumdur ki, teşhis konulmadan önce hasta kendisini rahatsız, keyifsiz, zayıf, morali bozuk, halsiz hisseder.

Birçok hastalıklar bu belirtilerle başlar ve yalnız uzun müddet geçtikten sonra, karışık teşhis metotları organizmada kaba morfolojik değişikliklerin olduğunu tayin ettikten sonra tedaviye başlanır, bu da onun tedavisini zorlaştırın Bazı hallerde ise hastalığı sebebini hiçbir teşhis metodu ile bulmak mümkün olmayabilir. Mesela, öyle bas ağrıları olur ki, baş ağrısı yapabilecek hiçbir hastalığın kliniğine uymamaktadır. Böyle hastalar hastalığının sebebini bulma ümidi ile yıllarca muhtelif tedavilerden geçip, ancak hiçbir netice alamayabilirler. Akupunktur uygulanırken, organ ve sistemler arasındaki bozulmuş bağlantılar düzeltilir ve tedrici olarak bütün organizma normal faaliyetine geri döner.

Organizmanın kendini tanzim mekanizması, en iyi iyileştirme metodudur. Oysa bozulmuş mekanizmadan kendi kendisini iyileştirmesini beklemek manasızdır. Bu metodun uzun müddet yasamasının sebeplerinden birisi de, tıbbın  şiarı olan olan “zarar vermeme” prensibine tam uymasıdır. Yani bu metotla tedavi hastaya zarar vermez. Metodun diğer üstün bir yanı sade olmasıdır. Ancak bu sadeliği uzman olmayan bazı kimseler suistimal etmektedirler. Onlar deri üzerinde biyolojik faal noktaların yerini bilmenin, kitaplardan tatbik sahalarını öğrenmenin tedavi için kafi olduğunu düşünürler. Bu şahıslar tıbbın esas nasihatının “kim doğru teşhis koyarsa, doğru da tedavi eder” olduğunu bilmiyorlar ve ümit ediyorlar ki, eğer teşhis konmuşsa onu artık onlar da tedavi edebilirler. Unutuyorlar ki; hastalık değil hasta tedavi olunur.

 

Her bir hastada tedavi, hastalığın sebebinden, ilerleyişinden, gidişinden, hastanın yapısından, cinsinden, yaşından sanatından v.b. bağlı olarak ferdidir. Bu çeşitlilik dünyadaki hasta fertlerin sayısı kadardır. Bu çoklukla, ancak bu akupunktur metodu ile tam silahlanmış uzman hekimler basa çıkabilir. Akupunktur ile birçok hastalığın önünü almak ve onları tedavi etmek mümkündür. Bunun için vaktinde uzman hekime müracaat etmelidir. Eğer hastanın şikayetleri hiç bir klinik patolojiye uygun gelmiyorsa, patolojik belirtilerin (yalnız aynı hastalığa has belirtiler) ortaya çıkmasını beklemek doğru değildir. Artık böyle bir kimseyi, hasta olarak kabul etmek gerekir.

Hastalık mahiyet itibarı ile hayatın şekil ve içeriğinin bozulmasıdır. Eğer insan hayatında hoşuna gitmeyen haller hissederse, bu hastalığa işarettir. Akupunktur ile hiçbir şikayeti olmayan, fakat “risk grubu” denilen fertler de (yağmalanma, hareketsiz hayat tarzı, aşırı stres, sigara içme v.b.),koruyucu tedavi alabilirler. Akupunkturdan aynı zamanda, meslek hastalıklarının profilaksisinde istifade edilebilir. Ayrıca günümüzde akupunktur sadece iğne batırmak suretiyle değil, batırılan iğnelerin elektrikle uyarılması şeklinde uygulanan elektroakupunktur ve lazer akupunkturu şeklinde de uygulanabilmektedir.

Etki Mekanizmaları Nasıldır?

Akupunkturun etkilerini analjezik (ağrı kesici) ve homeostazisi (vücut içi denge) düzenleyici olarak iki ana grupta toplayabiliriz. Bu etkilerin mekanizmalarını açıklamak için, nörolojik, embriyolojik, hümoral (sıvısal), biyoelektrik teoriler ileri sürülmüştür. Akupunktur noktalarından birinin uyarılması ile granülositlerin zar potansiyelinde anlamlı değişiklikler olduğu, meridyen boyunca diğer noktalarda da kalsiyum iyonlarının yoğunluğunun arttığı saptanmıştır. Akupunkturun ağrı kesici etkisinde birbirini tamamlayan birkaç mekanizma söz konusudur. Çevreye ağrılı mesajların iletiminin engellenmesi segmenter modüler baskılama, suprasegmenter inhibitör sistemin uyarılması, endojen morfinomimetik maddelerin salınımı. Deneysel çalışmalar ve klinik gözlemlere göre, akupunkturun etkili olabilmesi için, sinirlerin normal fonksiyon göstermeleri gerekmektedir.

Çevresel sinir uyarımı önemli rol oynamaktadır. Akupunktur iğnesi batırıldığında, geçtiği dokularda direkt etki ile prostoglandin, histamin, bradikinin, serotonin gibi enflamasyon mediyatörleri salınır Lokal sinir uçları hem mekanik olarak, hem de enflamasyonun kimyasal ürünlerinin etkisi ile uyarılır. Elektroakupunkturun doğrusal elektriksel uyarıcı etkisi de vardır. iğne batırılınca hasta uyuşma, ağırlaşma, gerginlik gibi bir his duyabilir. Çinliler buna da ‘De Chi’ adını verirler. Bu parastezik his hastanın yapısına, noktanın yerine, iğnelerin yönüne ve derinliğine göre değişir. ‘De chi’ nin A delta liflerinin stimülasyonu ile ilişkisi saptanmıştır.

Bu liflerin uyarılması ile ortaya çıkan duyunun patolojik ağrıyı maskelediği ileri sürülmektedir. iğnenin direkt etkisi veya lokal refleks arkla kas spazmında azalma olur. Bazı akupunktur noktalarının genel analjezik etkisi vardır; beyin, beyin omurilik sıvısı ve medulla spinalisin endojen opiyadannı artınrlar. Hem segmenter olarak kapıyı kapatırlar, hem de suprasegmenter inhibisyonu uyarırlar. Akupunkturun analjezi dışında vücut dengesine etkileri şunlardır: Vücut ısısını kontrol eder, cilt ve derin dokularda dolaşımı düzenler, barsak hareketlerini ve salgılarını, ürodinamiyi, ter bezlerinin aktivitesini, akciğer fonksiyonlarını ve immün mekanizmalarını etkiler.

 

2 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.